15 Ağustos 2010 Pazar

Beslediğin Kazanır...

Cherokee kabilesinin yaşlılarından biri hayat, aşk ve evlilik üzerine konuşurken şunları söylüyor: "İçimizde iki kurt var ve bunların arasında da korkunç bir savaş. Kurtlardan biri; korkuyu, öfkeyi, kıskançlığı, pişmanlığı, açgözlülüğü, aşağılık duygusunu, yalanları, üstünlük taslamayı ve benciliği temsil ediyor. Diğeri ise; zevki, huzuru, sevgiyi, umudu, paylaşmayı, cömertliği, dinginligi, alçak gönüllülüğü, nezaketi, yardımseverliliği, dostluğu, anlayışı, merhameti ve inancı temsil ediyor." Gençlerden biri "hangi kurt kazanacak?" diye soruyor. Yaşlı adam kısaca cevap veriyor: "Beslediğiniz"

Koşuyor olmamız gerekir...

Her sabah Afrika' da gün doğarken bir ceylan uyanır ve en hızlı koşan aslandan daha hızlı koşması gerektiğini, aksi halde ona yem olacağını bilir! Her sabah Afrika' da gün doğarken bir aslan uyanır ve en hızlı koşan ceylandan daha hızlı koşması gerektiğini, aksi halde aç kalacağını bilir! ' Bir aslan yada bir ceylan olmanız farketmez ; Gündoğarken koşuyor olmanız gerekir.'

8 Ağustos 2010 Pazar

Sen ne demeye hala taşırsın...

İki seyyah bir şehirden diğerine gidiyormuş. Derken yollarının üstünde taşkın bir dere çıkmış. Tam suyu geçecekler, az ötede korkudan tir tir titriyen yapayalnız ve gencecik bir kadın görmüşler. Adamlardan biri hemen kadının yardımına koşmuş. Onu sırtına almış ve suyu öylece aşmış. Sonra kadını derenin öte yakasında yere bırakıp iyi günler dilemiş. Böylece yollarına devam etmişler.

Ancak yolun kalan kısmında öteki seyyahın ağzını bıçak açmamış. Suratından düşen bin parça. Somurttukça somurtuyor. Birkaç saat böyle surat astıktan sonra suskunluğunu bozup şöyle demiş: Ne demeye o kadına yardım ettin? Bir de üstelik ona dokundun. Seni ayartabilirdi! Baştan çıkarabilirdi! Erkekle kadın böyle temas etsin, olacak iş mi? Ayıp yahu! Olmaz, bize yakışmaz!

Kadını sırtında taşıyan seyyah sabırla gülümsemiş: İyi de dostum, ben o genç kadını derenin karşısına geçirip orada bıraktım; sen ne demeye hala taşırsın!..

'' Kimi insan böyledir'' dedi Şems. Kendi korkularını, ön yargılarını başkalarına yansıtır ve onlarda gördüğünü sanır. İşte asıl yük budur. Zihinlerini zanlarla doldurur, sonra da bunca ağırlığın altında eziliverirler.

7 Ağustos 2010 Cumartesi

Aşk Sufinin Yoludur...

Aşkın dinini ilan ediyorum ve o beni nereye götürürse götürsün orası benim imanım ve inancımdır.
İBN-İ ARABİ

Aşk sufinin yoludur. O sufi düşüncesinin temelini oluşturur. Su­finin yaptığı her şey, aşktan kaynaklanır. Sufiler, Tanrı'nın aşkın kaynağı olduğunu bilirler. Aşk iki taraflıdır, merhametin yol ol­duğu bir yerde, biz Tanrı'yı sevebiliriz o da bizi sevebilir. Tan­rı'nın bizim üzerimizde merhameti olabilir; bizim Tanrı üstünde merhametimiz olamaz. Fakat Tanrı’nın yarattıkları üzerinde mer­hametimiz olabilir ve bu da aşkla olur. Attar der ki, Sufi Rabia'ya şeytandan nefret edip etmediği sorulduğunda cevabı şöyle olur, "Tanrı'ya olan aşkımdan ondan nefret etmeye zaman kalmıyor."

Aşkta limitler ya da sınırlandırmalar yoktur. Bütün yasaklar ve sınırlar insan ürünüdür. Tanrı, aşkında ne yasak ne de sınır koyar. Bir Sufi için, aşk bilinmeze gidip değerli olmaktır, kendini tinsel gelişime adamaktır. Filozof Hegel der ki; "Bu aşk bura­da bütün taraflardan bütün alanların içine genişleyen bir merke­zi biçimlendirir.

Sufi doğal olarak her şeyi sever ve kutsal güzelliğin bütün yansımalarını görür. Aşk bilinmeyen bir ülkedir. Aşk her zaman her yerden çağırır; o sonsuz bir gökyüzü gibidir. Ona katılabilmek için her şeyi risk edinebilmelisin, yarı kalp ile aşk yeterli değildir. Sufi Rabi'a der ki “aşk kıyıları görünmeyen bir denizdir. Aslında hiç kıyıları da yoktur. Temkinli olanlar içine dalmazlar. Aşk içinde yüzmek zehir içtikten sonra onu tatlı bulmaktır.” Aşk­ta kaybetmek değil sadece kazanmak vardır.

Bizim gibi yaratılanları sevmek bize Tanrı sevgisinin tadını verir. Aşk var olan en iyi ve en güzel duygudur. Derin aşk ise ya­şadığın, hissettiğin ama açıklamakta zorlandığın bir şeydir. Mevlana'nın dediği gibi “Aşk hakkında yazmaya gelince, kalem ikiye bö­lünüyor ve kağıt yırtılıyor.“ Bir sufi meseli bir dilencinin kraldan al­ması yerine krala vermeyi isteyen kişidir. Hayal kırıklığına uğramış ve isteksiz bir şekilde çantasından bir buğday tanesini alır ve kra­la verir. Eve döndüğünde, çantasında bir tane altın bulur. Bu me­selin mesajı, Tanrı'nın bizden gelecek hiçbir şeye ihtiyacı olmadı­ğıdır. Aksine iyi bir niyet ile verdiğimizde O, karşılığını bize kat kat verir. Bu da bize Tanrı'nın bize olan sevgisini gösterir. Şair Kabir bu mesele atfederek “bir zerre buğday vermenin karşılığı buysa her şeyimi vermemin karşılığı nedir?” demiştir.

Tanrı Hz Muhammed ile konuştuğunda aşk ile ilgili bir söylem vardır, "Ben kulumu sevdiğimde, onun duyduğu kulak, gördüğü göz, kavradığı el, yürüdüğü ayak olurum. Eğer benden bir şey is­terse ona veririm; eğer korunmak isterse bunu ona sağlarım." Aşk sufinin yoludur. Aşk bizi nereye taşırsa taşısın, orası bi­zim yolumuz, imanımız ve inancımızdır. Her şeyi sevdiğimiz za­man Tanrı'nın sevgisini üstümüze çekmiş oluruz.

Mevlana ve Sufizm, Azim Jamal, Pegasus yayınları–2007

KARAR...

Acele karar vermeyin.Hayatın küçük bir dilimine bakıp tamamı hakkında karar vermekten kaçının. Karar; aklın durması halidir.Karar verdiniz mi, akıl düşünmeyi, dolayısı ile gelişmeyi durdurur. Buna rağmen akıl,insanı daima karara zorlar. Çünkü gelişme halinde olmak tehlikelidir ve insanı huzursuz yapar.Oysa gezi asla sona ermez. Bir yol biterken yenisi başlar.Bir kapı kapanırken, başkası açılır.Bir hedefe ulaşırsınız ve daha yüksek bir hedefin hemen oracıkta olduğunu görürsünüz.

5 Ağustos 2010 Perşembe

La Tahzen (Üzülme)

La Tahzen!
Bir yandan korku, bir yandan ümidin varsa iki kanatlı olursun. Tek kan...atla uçulmaz zaten…

La Tahzen!
Sopayla kilime vuranın gayesi, kilimi dövmek değil, tozu almaktır. Allah sana sıkıntı vermekle tozunu, kirini alır. Niye kederlenirsin?

La Tahzen!
Taş taşlıktan geçmedikçe parmaklara yüzük olmaz. Yüzük olmak dileyen ezilmeyi ve yontulmayı göze almalıdır

MEVLANA CELALEDDİN RUMİ

Herkes, Birisi, Herhangi biri ve Hiç kimse adında dört kişi hakkında...

Yapılması gereken çok önemli bi iş vardı ve HERKES, BİRİSİNİN bu işi yapacağından emindi.Gerçi işi HERHANGİ BİRİde yapabilirdi.Ama HİÇ KİMSE yapmadı.BİRİSİ buna çok kızdı, çünkü iş HERKESİN işiydi.HERKES, HERHANGİ BİRİnin bu işi yapacağını düşünüyordu. Ama HİÇ KİMSE, HERKESin yapamayacağının farkında değildi. Sonunda HERHANGİ BİRİnin yapabileceği bir işi, HİÇ KİMSE yapmadığı için HERKES, BİRİSİNİ suçladı.

Şimdi kendine sorma ve kara verme zamanı.siz hangisisiniz?

A-herkes
B-birisi
C-herhangi biri
D-hiç kimse